Farkındalık
Ben de sıradan her üniversite öğrencisi gibi hayatımı, okulum ve arkadaşlarım arasında geçiriyorum. Her gün yeni şeyler öğreniyor, işe yarar bulduklarımı aklımın bir köşesinde saklıyorum. Gerisini de günü sona erdirmeden uçuruyorum aklımdan. Normali de bu değil mi zaten? Ne de olsa beynimizin de bir kapasitesi var. Her yeni günde öğrenilecek bilgiler için eskilerden bazılarını bir daha hatırlamamak üzere yok etmek gerek. Nitekim bütün bu bilgi alışverişi ve meşgullük hali tek bir amaca dayanıyor. Az sayıda insan bunun farkında. Durumdan bihaber olmak en güzeli aslında. Koşuşturma içerisinde ne yazık ki durup düşünmeye fırsatımız olmuyor. Bahse girerim günde on dakikanızı ayırıp; ben bugün ne yaptım ve yaptığımdan, olduğumdan mutlu muyum diye sormuyorsunuzdur kendinize. Aslında sormamanız daha iyi, boş verin. Gerçekliği bir kez daha göz ardı etmiş, bilerek ya da bilmeyerek unutmuş oluyorsunuz.
Bazı anlar vardır, seçim yapmanız gereken. Şu ayakkabıyı mı alsam yoksa bunu mu şeklindeki basit bir gündelik seçimden bahsetmiyorum tabiki. Sizi daha derinden sarsan, daha özele inen ve yaşayan bir varlık olduğunuzu hatırlatan seçimlerden bahsediyorum. Yapılması çok güç ve rahatsız edici seçimler. Seçim yapmak istemediğimiz türden seçimler. Ve seçim yapmak zorunda bırakıldığımız için öfkelendiğimiz seçimler. Kierkegaard`ı okuduğum zaman, senaryo ne olursa olsun o mutlak sondan kaçış olmadığını bir kez daha anladım. Öyle ya da böyle önünüzdeki yol ikiye ayrılıyor ve siz birini seçmek zorundasınız. Hayır yok, ben yol ayrımında beklerim, geleni geçeni izler ona göre karar veririm diyorsanız baştan uyarayım, bu yolda `durmak` diye bir kavram yok. Bu yolda sizden başkası da yok. Siz sadece durduğunuzu düşünüyor olacaksınız. Çünkü zaman durmaz. Siz durmayı deneseniz ve başardığınızı düşünseniz bile, o durmaz. Yol ayrımında beklemek sondan kaçabilmek demek değildir. Aksine yol ayrımlarıdır hayatımızı oluşturan. Ama neden ikiye ayrılsın ki? Üçe, beşe ayrılsın yollar. Daha çeşitli olsun, daha çok seçme hakkımız olsun. En azından bunu yapabilelim. Neyse ki buna izin veriliyor. Seçmek zorundayız ki zincirleme bir reaksiyon gerçekleşsin ve hayat bulsun yeryüzü. Dışarıda bu gördüğünü sandığın dünyada hayatını sürdürmek zorunda olmak ne acı aslında. Cennetten buraya düşmek ne acı. Buraya atılmış olmak ve kapana kısılı yaşamaya çalışmak... Ama durup düşünmediğiniz için bunun da farkında değilsiniz. Bihaber olmak en güzeli, boşverin. Zaten işin doğrusu yanlışı da yok. Doğru diye bir şeyin olmadığını söylesem size, ne derdiniz? Gerçek şu ki, yalnızsın. Ve yalnızlığa mahkumsun. Yalnızlığını ne kadar çabuk kabul edersen, senin için o kadar kolay olur her şey. Seçim anın geldiğinde bunu iliklerine kadar hissedeceksin çünkü. Sosyal çevrende savrulduğunu görmek ne acı. Ama kaçışın yok. Sen kendin değilsin ki artık. Sen sen olmaktan çıkalı çok oluyor. Durup düşünmediğin için kim olduğunu da bilmiyorsun artık. Bihaber olmak en güzeli, boşver.
Bütün bu kaos tek bir amaç uğruna oluşturuldu. Heidegger`in zamanında değindiği bir noktayı unutmak için, olanı göz ardı etmek, onu yok saymak için oluşturuldu. Felsefeciler tarafından, politikacılar tarafından, ressamlar, öğretmenler, yazarlar tarafından. İnsanlık tarafından bizzat oluşturuldu. ‘Mori Bundus Sum’ yani `ölümlü varlık` olduğumuz gerçeğini unutmak için oluşturuldu. Adım adım... İşe de yaramış görünüyor çünkü gün içerisinde `ben ölümlü bir varlığım` diye dolaşanına hiç rastlamadım. Seçim yaptığınız ya da yapmak zorunda olduğunuz anlar dışında. Hz.Ibrahim`in tanrıya olan bağlılığını ve sevgisini göstermek için oğlu İsmail`i öldürmeyi seçmesi gibi ya da Empedokles gibi Etna Yanardağı`na atlamayı seçmek ya da rivayete göre Diyojen gibi nefes almayı red edebilirsiniz. İşte o anlarda gerçek bir insan oluyoruz. Kulağa çok delice geliyor olabilir ama yalnızca o seçim anlarında sen sen oluyorsun. İşte o zaman sen içine dönüyorsun ve düşünüyorsun. Ölümlülüğünle ve bu ölümlülüğün içinde yalnızlığınla baş başa kalıyorsun. Yalnızlığını hissediyor ve anlıyorsun. Ölüyorsun... Zamansallığa hapsedilmiş bir bedenle, sonlu olmaya mahkumuz. Böyle düşündüğün zaman ise hayat içinden çıkılması güç ve karanlık bir hücreye dönüşüyor. İşte bu yüzden insanoğlu yaratıyor politikayı, yaratıyor sporu, yaratıyor aileyi ve sorunları ve daha nicelerini. Oyalıyor kendini, düşünmüyor, düşünmek istemiyor. Ne zaman ki çok yakından hissediyor ölümün nefesini o zaman kafasına dank ediyor, ben ölümlü bir varlığım diyor. Ne zaman ki seçim anı geliyor ve gerçeklikle yüz yüze kalıyor, anlıyor sonun ne olduğunu. Neyse ki düşünmüyorsunuz çok, meşgulsünüz. Bilerek ya da bilmeyerek siz yine gerçekliği göz ardı ediyorsunuz. Bihaber olmak en güzeli, boşverin...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder