Küçük minibüslerimize doluşmuş Nemrut’a doğru yol almak için sabırsızlanıyorduk. Arabanın içinde şoförün yanında kurulmuştum bile. Aklımda daha önceden gittiğim, kurumuş lavlar içindeki Tendürek dağı vardı. Doğu Beyazıt ile Çaldıran arası volkan koniklerinin en yükseğiydi gördüğüm. Oldukça ilginç bir görüntüye sahip olan Tendürek’i düşünürken merakla Nemrut tırmanışımın nasıl olacağını kestirmeye çalışıyordum. Hemen belirteyim Bitlis’deki Nemrut Dağı’ndan bahsetmiyorum. Kafalar karışmasın. Bitlis’deki volkanik oluşumlu bir dağ, Adıyaman Nemrut ise zirve noktasında bir anıt mezar bulunduruyor. UNESCO Dünya Miras listesinde yer almakta.
Minibüslerimiz harekete geçmiş, Nemrut eteklerine doğru yola çıkmıştık. Doğrudan tepeye yol almak yerine yol üzerinde görülmesi gereken yerlere uğrayacaktık. O kadar gelmişken bu fırsatı kaçırmak olmaz. İlk durağımız M.Ö 1.yy ‘a dayanan Karakuş Anıt Mezarı idi. Zamanında bölgenin egemeni olan Kommagene Krallık ailesine ait bir anıt mezardı karşımızdaki. Diğer bir deyişle Karakuş Tümülüs’ü. Zaten Tümülüs’den önce dikkatinizi çeken ilk şey koca sütunun üzerindeki kartal oluyor. Üzeri kırma taşlardan oluşan, etrafı sütunlarla çevrili –ki bu sütunlardan yalnızca bir kaçı günümüze ulaşabilmiş- bu kubbe yapılı mezar II. Mithridates’in annesi İsias(M.Ö 36-20), kız kardeşi Antiochis ve yeğeni Aka’ya aitmiş. Günümüz mezarlarını düşününce böylesine zahmet gerektiren bir mezar türü etkileyiciydi doğrusu. Bulunduğu coğrafi konumdan ötürü 360 derecelik görülmeye değer bir manzarası vardı. Yüksekliği 35 metre olan bu anıt mezarın güneydeki sütunu üzerinde kartal, doğudakinde aslan ve boğa kabartmaları vardı. Ancak en önemlisi batı cephesindekiydi. Bu kabartma Kral II. Mithridates’in kız kardeşi Laodike ile tokalaşmasını resmetmişti. Bu aslında bir veda tablosuydu. Kız kardeş, Pers Kralı ile evlenmekteydi ve şehirden ayrılacağı için abisi ile vedalaşıyordu. Anıt mezarında etrafında bir daire çizdikten sonra bir sonraki durağımız için minibüslere doluştuk.
| Karakuş Anıt Mezarı |
| Septimus Severus Köprüsü |
Cendere nehri (Chabinas) üzerindeki iki yakayı birleştiren gösterişli bir tarihi köprüden bahsediyoruz. M.S 200’de yapılmış olan Septimus Severus Köprüsü… Köprünün ismi yerli halka zor gelmiş olmalı ki köprü Cendere Köprüsü olarak da bilinmekte. 120 metre uzunluğundaki bu köprü 92 ayrı kayadan meydana gelmektedir ve her biri 10 ton ağırlığındadır. Üzerinde bulunan 3 adet sütun 10 metre yüksekliğinde olup, Kahta tarafındaki ikisi Roma İmparatoru Septimius Severus ve eşine, Sincik tarafındaki tek sütun ise oğul Caracalla’ya ithafen yapılmıştır. Hikayenin ilginç kısmı ise köprüdeki 4. sütunun yerinde olmadığını fark ettiğinizde başlıyor. Zamanında yerinde duran bu sütun aslen Caracalla’nın erkek kardeşi Geta’ya adanmıştı. Ne yazık ki alışık olduğumuz hükümdarlık kavgalarından ötürü Caracalla kardeşi Geta’yı öldürmüş ve kardeşini tarih sayfasından silmek için şehirde onun adına yapılmış ne varsa yok etmiştir. Günümüzde halen kullanımda olan bu köprünün ardındaki vadi ise görülmeye değer bir güzellik.
Yolumuza kaldığımız yerden devam ediyorduk. Zamanlamayı iyi ayarlamalıydık çünkü Nemrut Dağı’ndan inişte karanlığa kalmak istemiyorduk. Gecenin karanlığında kenarı uçurum, virajlı yolları gitmek pek de güvenli değildi. Nemrut öncesi son durağımız olan Arsameia Ören Yerine geldiğimizde Nemrut Dağı’na çıkmak isteyenlere enerjilerini saklamalarını söyleyip, her iki tepeye de çıkacağını belirten biz cengaverler olarak başladık tırmanmaya. Kafama sardığım şal işe yaramış görünüyordu. Beynime vuran sıcaklık azalmıştı. Ben de rahatlamış bir şekilde Nemrut öncesi tırmanış antrenmanımı yapmaya başladım.
Arsameia Antik Kent M.Ö 3.yy’da Kommagene soyundan gelen Arsames tarafından kurulmuş. Zaman farklı ama mekan aynı olunca antik kent Helenistik, Roma ve Ortaçağ dönemlerinde de kullanılmış. Tepenin en üst kısmına ulaşmayı beceremediysek de söylenene göre Kral Mithritades Kallinikos’a ait kült mezar bulunuyormuş. İnanılana göre bölgedeki merdivenli kaya odalar Tanrı Mitras’ın doğum yeri. Efsane diyor ki, Mezopotamyalı ilk tanrı olan Mitras bu kayadan çıkıvermiş ve ilk düşmanı olarak güneşi bellemiş. Nedeni ise gündüzleri ortaya çıkan bu varlık etrafa ısı, ışık ve bereket vermekte ancak gece olduğunda kafasına göre çekip gitmektedir. Bu davranışından ötürü güneşe hesap sormak gerekmektedir. (Tanrı Mitras’ın hikayesi oldukça uzun. Merak edenler olursa internetten kısa bir araştırmayla hikayenin bütününe ulaşabilirler.) Mitras’ın kaya mağarasında soluklandıktan sonra yukarı doğru tırmanmaya devam ettik. Bu kayalığın çapraz üst kısmına doğru tırmandığınızda Kral I. Antiochos ile Yunan mitolojisinde Herakles , Roma Mitolojisinde bilindiği üzre Herkül’ün tokalaştığı kabartma sahnesini görürsünüz. Çizgileri oldukça belirli ve iyi korunmuş bu kabartma tüm vadiyi adeta kuş bakışı kesmektedir. Herakles’in ayağının dibinde bulunan merdivenli kaya odası sanki yer altı şehrine açılan gizli bir kapı gibi karanlığını yeryüzüne taşımakta. Kapının üstünde yer alan Kült yazıtı ise çizilen tabloya gizem katmaktadır.
Böylesine gizli saklı yerlerin nasıl oluyor da farkına varılıyor aklım almıyor. Etraftaki onca dağ, tepe arasından bu noktayı nasıl keşfediyorlar inanılır gibi değil. Arkeolog, tarih bilimci, jeoloji uzmanı, yer bilimciler takdire şayanlar. Böylesine düşünceler kafamda gezerken çoktan minibüslerimize geri dönmüş, Nemrut Dağı’na doğru kıvrıla kıvrıla uzanan taşlık yolda ilerliyorduk. Keskin dönüşleri bulunan ve bozuk yol yapısından ötürü sallantısı bol bu yolculuk yaklaşık bir saat kadar sürdü. 2.150 metre yüksekliğindeki Nemrut Dağı –tepesindeki Tümülüs’ü de sayarsanız 2.200metre- tüm heybetiyle karşımızda beliriyordu. Kendisine ulaşmamız için ne kadar da çetin şartlar hazırlamış diye düşündüm. Kendisine ulaşabilmek için önce hak etmemiz gerektiğini düşünüyor olsa gerek. İyi ki ilkbaharda gelmemişim diye düşündüm. Karlı yollar işimizi daha da zorlaştırırdı…
Araçların çıkabileceği en uç noktaya ulaştıktan sonra tabana kuvvet başladık tırmanmaya. Karakuş Anıt Mezarı ile aynı yapıya sahip olan Tümülüs 75 metre yüksekliğindeydi. Ancak zamanla aşınma ve taşların kayması sonucu 25 metre kayıp olmuş. Mezarın çapı 150 metre. Böylesine büyük bir mezar - ki bölgenin en yüksek dağının zirvesinde olduğunu da düşünürsek- elbette Kommagene Kralı I. Antiochos Epiphanes‘e aitti.
Ne kadar süredir tırmanmaktaydım, bilemiyorum. Sularımı çoktan bitirmiştim. Önce yukarıya, daha ne kadar tırmanmam gerektiğine bakıyor bir of çekiyordum. Sonra aşağıya, ne kadar tırmanmış olduğuma bakıyor, kendimi takdir ediyordum. Bir öyle bir böyle derken kan ter içinde tepeye ulaşmıştım. Gözümü alan güneşle birlikte etrafım kararınca ilk bulduğum taşa oturdum soluklanmak için. Zaten gerisi hayranlık içinde etrafımı gözlemekle geçti.
Karşımda gördüğüm manzara karşısında nefesim kesilmişti. Dağın doğu cephesindeki oturur vaziyetteki dev heykeller bana bakıyordu. Devasa boyutlarından ötürü bellerinden yukarısı olmayan yan yana dizilmiş altı taht, arkada Tümülüs’ün görüntüsü ile birleşince sanki mezarı korumak üzere görevlendirilmiş bekçiler gibi duruyordu. Sen rahat uyu I. Antiochos!
Zirvenin doğu cephesinde de batı cephesinde de insan boyundan büyük Tanrı başları bulunmaktaydı. 2100 yıllık mezarın etrafı göklere yakın olan bu tanrı başlarıyla sarılmış, Kral Antiochos da tanrı heykelleri arasında yerini almıştı. Devasa heykeller Antiochos, Fortuna, Zeus, Apollon, Herakles, Kartal ve Aslan başları olarak yedi adetti. Görülmeye değer bu heykeller inancın neler yapabileceğini adeta gözler önüne seriyor. Böylesine yüksek bir konuma yapılmış olan heybetli anıt mezar, şartlar ne kadar zor olursa olsun insanların inançları doğrultusunda neler yapabileceğinin bir kanıtıydı.
Ölümlü olan Kommagene Kralı’nın ölümünden sonra tanrı katına ulaşması amacıyla yapılmış olan bu mezar halen gizemini korumakta. Ne içine girilebilmiş ne de mezara ulaşılabilmiş. Mezarın yapısı ve kullanılan taşların dışarıdan içeriye girişe izin vermemek üzere özellikle yapıldığını düşünmekteyim. Kim mezarında rahatsız edilmek ister ki. Hele ki Tanrıcılık oynayan bir Kralsan. Buraya gelen bazı guruplar bölgede güçlü bir manyetik alanın olduğunu belirtmiş, enerji akışıyla ilgili açıklamalar yapmış. Doğruluğu bilinmez ama bu gösterişli mezar hala bir bilinmezlik içerisinde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder